28 Temmuz 2005

Blogspotumuz artık daha güncel olacak umarım...


Dünden beri heveslendim bizim sayfalarımızı doldurmaya, Nilücüm hoşgeldin canım, biraz da üşengeçlik yapmamak gerekiyor, dur daha 2 gün oldu, 1 ay sonra sıklıklar nereye iner bilmiyorum ama başladık en azından bir yerlerden?
Bir bebek fikri oluştuğunda aklımızda o kadar da önemli değildi benim için bebeğimi emanet edeceğim kişi, diyordum ki araştırır bulurum, ne var bunda bu kadar abartacak? Ama Çınarlı'da ameliyat odasından odama girdiğimde Sude'nin bana ne kadar da ihtiyacı olduğunu o minik suratını bana yapıştırıp curklatmaya başladığında görünce beynim komutunu vermişti: O'na sadece sen bakabilibilirsin, senden çok kimse sevemez, kim senin gibi özenebilir.... zincirleme panikleme reaksiyonunu tetikleyecek sorular... Öyle ki Sude ile gözgöze geldiğinde zırlamaya başlayan bir anne olmuştum ilk hafta, tabi ki lohusalık depresyonu denen bir realite var ama... Kayıp Balık Nemo'yu izlerken hüngüüürrrr diye yaşlar çağlamaya başlamıştı gözlerimden... Ya ben de Sude'yi kaybedersem?????
Şimdi daha dindim, daha sakinim... sanıyordum, ayrıntılarıyla anlatmam şu anda çok anlamsız.
İlkokuldan sonra yatılı okula gönderildim, bir odada 16 kişi kalıyorduk, 8 ranza, her kesimden çocuklar, 1990 yılı Eylülünde girdim pansiyonun kapısından içeri, 10 yaşında, evlenene kadar da evim odam diyemedim çünkü yaz tatilleirnde bile bavulum kalırdı bazen ortada, nasıl olsa bir kaç hafta sonra içine tıkıştırılacaktı. O yüzden şimdi evimi çok seviyorum, burası benim, benim koltuklarım, benim yatağım, hele hele benim banyom, benim lavabom demek, bunlar cidden lüks şeyler, büyük konuşmak istemiyorum ama Sude'yi zorda kalmadıkça göndermek istemiyorum. Zor bir süreçti... Bana ayakta kalmayı, yalnız birşeyleri çözümleyebilmeyi, kimseye ihtiyaç duymamayı öğretti sanırım bir nebze.
Vitray yapardık Şenay ile, yapıp da satardık yatılıdaki kızlara, köşesine kontur kalemi ile özel bir şeyler çizdik mi nasıl da mutlu olurlardı:"Canım anneme..." O parayla 38.000 TL kazanmıştım ve kendime mavi renkte bir Lee Cooper pantalon beğenmiştim, Cuma günüydü, onu alıp eve dönecektim evci izni için, beden eğitiminden çıktığımda çantamı kontrol ettim, para yok, çalınmıştı, ödevlerimizi bitirip gece yarılarına kadar bitirmeye çalıştığımız vitrayların parası çalınmıştı, cam boyasının kokusu, kontorün her yere bulaşması, ranzaya iki büklüm tıkışıp Şenay ile örnekleri çıkarmamız, her şey her şey boşuna gitmişti... Bütün sınıf arkadaşlarım toplanıp bana teselli vermeye çalışıyorlardı... Pazartesi evci izni bitip okula döndüğümde sınıf başkanımız Seçkin (benim en yakın arkadaşlarımdandı) kendinin de suçu olduğunu düşünerek arkadaşlar arasında para toplamış ve bana 33.500 TL gibi bir tutar vermişti, kabul etmedim, çantama koyduklarını sonradan yurda vardığımda gördüm...

Hiç yorum yok: